Ağızla kulak arasındaki mesafenin niceliksel olarak hiçbir zaman değişmeyeceğinin farkındayız. Zaten bu mesafenin değişmemesinde bir hikmet vardır. Aklına her geleni konuşan bir ağız hem sözün değerini düşürür hem de kulağı tahrip eder. Kendine her sunulanı dinleyen bir kulak da sözle beraber düşmeye mahkumdur.

Günümüz tiyatrosunda seyirciyle oyuncular arasındaki niceliksel mesafe değişmemiş olsa da niteliksel bir mesafe kaybı olduğu açıktır. Biz, bu fikre günümüz tiyatro oyuncularının tiyatro ile aralarındaki mesafeyi netleştiremediklerini görerek ulaştık. Tiyatrocular yaptıkları işlerde ya seyirciyi eğlendirdiler ya da kendileri eğlendiler. Seyirciyi eğlendiriyor olmaları onları çok popüler lakin gündelik ve sıradan yaptı, para kazandılar. Kendilerini eğlendiriyor olmaları onları kibrin kıskacına düşürdü ve yalnızlaştırdı. Mesafesizlik. 

Biz bu mesafe kaybının çağın bir sorunu olduğunu düşünüyoruz. Hiçbir şey yerinde değil ve her şeyle, her şey arasındaki mesafe kaybolmuş durumda. Çekirge sürüsünün buğday başakları üzerinde yayılması gibi; kirlilik de her şeye sirayet etmiştir. Acaba bu kirlenmenin dışında kalmak mümkün müdür? Kirlenmek kollektiftir ve güzel değildir. Bir çocuktan herhangi bir şeyle arasındaki mesafeyi ayarlayamaması beklenebilir ve makul karşılanır. Çocuk konumunu bilmez. Lakin iddia ile ortaya çıkan insanların bir çocuk şımarıklığıyla her şeyi kırıp dökmesi ve bunu da sanat, sevgi ve benzeri kelimelerle meşrulaştırmaları hoş değildir. 

Biz kelimelerle aramızda nitelikli bir mesafe oluştuğunda, aklına her geleni konuşan bir ağız, her söyleneni dinleyen bir kulak olmaktan kurtulabileceğimizi umut ediyoruz. Yakînlıktan kastımız niceliksel bir mesafe değil yalınlıktır. İnsan bulunduğu her durumda yaptığı işe tutunarak olgunlaşabilir. 

Tiyatro bir ışıktır. Biz de o ışıkla aramızdaki mesafeyi belirleyerek olgunlaşmak istiyoruz...  

Görsel İçerik ve Tasarım/Sıla Sert, Serkan Kavaklı

logo.png